Kapatmak için ESC'ye basın

Ölümle Gülüştük

  • Kasım 10, 2024

Yağmurlu bir akşamüstü, durdum ve baktım öylece. Tüm kalabalığın içinde yalnızdım.

Ben miydim zamanı durduran yoksa zaman mıydı beni o ana hapseden bilemedim. Büyüdü bir anda ruhum.

Ölüm ile tanıştım.

Zorlama, daha vaktin var dedi.

Yaşanacak yer değil artık burası dedim. Bırakma, daha yapacak çok işin var dedi.

Bir karanlığın içindeyim, çıkış yolu da bulamıyorum dedim.

Aramayı bırakma, ışık sana gelmeyecek, sen ona gideceksin dedi. Ölüm, bana güldü ve gitti.

Hiç biri yetmiyor gibi bir de o gülüşü kaldı geriye.

Zaman mı beni öteledi, ben mi zamanı öteledim bilemedim. Büyüdü bir anda ruhum.

Ölümle gülüştük. Ve bitti.

Ölümle gülüşülür mü hiç? Gülüşülür mü?

Güldüm mü hiç?

Hadi zamanı tut ucundan. Bir bakmışsın ki ortasındasın ya da kıyısında. Serden de geçmişsin yardan da.

Yalnız da kalmışsın aslında…

Allah’ı aramaktan vazgeçtiğinde mi durur zaman yoksa ona ulaşınca mı? Ulaşmaya çalışan da veli olmadı mı?

Nasıl olunur veli?

İman ile ikrar yeterli olur mu? Ruhun darlamıyor mu seni…

Ölümle gülüşmeden olmuyor işte!

Kalk, kaldır beden giyişini. Soy üzerindeki tüm gafleti. Bu sabah cenazesi var, aldır abdestini.

Sar, giymeye kıyamadıklarına.

Haset etiketi üzerinde kalmış oysa. Gül suyu döksen de kokacak ama… Şişş…

Duyuyor musun?

Salası okunuyor tüm arşın.

Bu sabah güneş bile aynı doğmaktan vazgeçiyor. Bir katliamın gölgesi sarmış dünyayı.

Binlerce yetimin ahı, titretiyor gökyüzünü.

Tıkadığın kulaklar mı kurtaracak şimdi seni? Görmezden geldiğin acılar mı?

Elinden gelmeyen için hiç çaba göstermeyişin mi? Ah o evlat acısıyla ciğeri yanan anaların sesi…

Kahvaltına eşlik eden kuş cıvıltısı gibi değil mi? Sessizce ışıdı ortalık…

Bombaların içinde ölümle gülüştük.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir