Kapatmak için ESC'ye basın

Yapay Zeka

  • Mart 5, 2025

İstinye Üniversitesi tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı himayesinde, Sinema Genel Müdürlüğü’nün destekleriyle ‘’Sinema ve Yapay Zekâ’’ etkinliği 14 Aralık 2024’te Ankara’da gerçekleştirildi.

Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesinde düzenlenen etkinliğe, Sinema Genel Müdürü Birol Güven ve İstinye Üniversitesi adına proje yürütücüsü Veri Bilimi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Şebnem Özdemir ile sinema dünyasından önemli isimler katıldı.

Etkinliğin açılış konuşmasını, Sinema Genel Müdürü Birol Güven yaptı. Sinema dünyasının gelişen teknolojiye uyum sağlamasını desteklediklerini vurguladı. Yapay zekâ teknolojisinin sinemanın geleceğini tehlikeye atması tartışılırken, bizlere düşen öncelikli görevin yapay zekayı tanımak olduğunu söyledi. ‘Tanımadığımız bir teknolojiyi nasıl kullanabiliriz ki?’ sorusuna cevap olarak bu etkinliklerin önemini vurguladı.

3 Robot Yasası

1.Bir Robot, bir insana zarar veremez, ya da zarar görmesine seyirci kalamaz.

2.Bir robot, birinci yasayla çelişmediği sürece bir insanın emirlerine uymak zorundadır.

3.Bir robot, birinci ve ikinci yasayla çelişmediği sürece kendi varlığını korumakla yükümlüdür     

Düşünsenize;

Bir kitap yazıyorsunuz, hikayenizin en heyecanlı yerinde bir anda ilham perilerinizi kaybettiniz. Şimdi ne yapacaksınız? 1900’lü yıllarda bu soruyu sorsaydınız eğer, sessiz bir sahil kasabasında birkaç gün geçirmenin size ilham olmasını bekleyebilirdiniz. Bugün bu soruyu sorduğunuz zaman size ‘Yapay Zekâ’ cevap verebiliyor.

Sinema Endüstrisi’nin en büyük endişesi, yapay zekânın öngörülemeyen gelişimi. Hızlı öğrenen ve çözüm odaklı sonuçlar sunabilen bir makine kimin işini kolaylaştırmaz ki? Bilim dünyası meraklı ve heyecanlıyken, sinema dünyası endişeli ve ürkek. Bu durumun en büyük etkisi Hollywood’da bazı depremlere yol açtı. Peki bu depremler ne zaman başladı? Yapay Zekanın tarihçesine bakalım…

DÜNYADA YAPAY ZEKÂ NASIL KARŞILANDI?

Hazırsanız; sizleri 1958-1959 yılına, Atatürk Üniversitesi’nin Halk Konferanslarına davet ediyorum.

İlk defa bir isim, Yapay Zekâdan bahsettiğinde bunu insanlar nasıl karşıladı dersiniz?

Anladıklarını düşündüler belki de…

Ordinaryüs Profesör Doktor Cahit Arf’ten bahsediyorum. 1959 yılında Erzurum’daki Üniversitenin Halk Konferanslarında; ‘Makine Düşünebilir mi?’ diye sordu …

Ona göre makinelerle; dil kullanabilme, hesap yapabilme, benzerlik kurabilme ve elimine edebilmeye dayalı düşünme tarzları ile mantıksal ve analitik işlemleri yapar şekilde zihinsel yetilerle tasarlanabilirdi. İnsan beyninin işleyiş tarzıyla makinelerin işleyiş tarzı arasında benzerlikler bulunuyordu. Fakat Arf, insan ve makine arasındaki temel farkı, insanın sahip olduğu estetik bilincin makinelere kazandırılmasının güçlüğünde görmekteydi. Bu bağlamda çalışmada, Arf’in makalesinde öne sürdüğü argümanlar ile insan ve makine arasındaki benzerlik ve farklılıklar belirtilmeye çalışılmış ve Arf’in düşünen makine tasarımları ele alınmıştı.

Belki o gün tam anlamıyla anlaşılmamış olsa da bilim dünyasında karşılık bulmuştu ve bugün oturmuş Yapay Zekayı tanımaya çalışıyoruz.

Peki dünyada nasıl karşılık buldu bu soru?

Çok değil 1959 yılında bu konular konuşulduktan sonra; dünyanın ilk robotik şirketi olan Unimation, Inc, Devol’un 1956 yılında Joseph Engelberger ile tanışmasıyla kuruldu. Devol robotu icat ederken, girişimci ortağı Unimate’in üreticilere başarılı bir şekilde pazarlanmasıyla tanınıyordu. 1961’de, Unimate 1900 modeli Chicago’da bir ticaret fuarı sırasında halka tanıtıldı. Böylece dünya çapında yeni bir bebek doğdu.

  1967 yılında Marvin Minsky, bugünü işaret ederek şu sözleri söyledi:

 -Bir kuşak içinde ‘yapay zekâ oluşturma problemi’ çözülmüş olacak.

1978 yılına geldiğimizde artık yapay zekâ filmlere konu olmayı çoktan geçmişti bile.

1980 ile 2011 yılları arasında yapay zekâ artık verilen komutlara cevap verebilir hale gelmişti. Yani dünyaya yeni gelen bu bebek artık anladıklarına cevap verebiliyordu.

2011 yılında Apple, teknolojide büyük bir evrim konusuymuş gibi getirdi Siri’yi tanıttı. Soru sorduğunuzda cevap verebilen bir teknoloji 2011 yılında o kadar coşkuyla karşılandı ki…

 Apple’ın ürettiği telefonlar milyonlar sattı.

30 Kasım 2022’de Chat GPT kullanıcılara sunuldu. Kullanıma açıldıktan kısa süre sonra kullanıcıların yoğun ilgisine dayanamadı ve bir süre kullanıma kapatıldı. Bu sefer kullanıcılar kısa süre de olsa bu teknolojinin tadına bakmış oldu.

2024 Mayıs ayında Open AI, Chat GPT’nin yeni bir sürümünü kullanıcılara sundu ve bu sefer kısıtlı kullanıcıların kullanımına olanak tanıdı.

BETA KUŞAĞI İÇİN ‘YAPAY ZEKÂ ÇAĞI’ YÜKSELİYOR

Toplum olarak Z kuşağına alışamamışken, Beta kuşağı hakkında neler biliyoruz?

Henüz bu konuyla alakalı kesin bilgiler elde edilmese de 2025 yılından 2039 yılına kadar doğacak olan nesil için bu terimi kullanacaklar. İnsanlık tarihi bir bütün olarak incelendiğinde bu terimler nereden çıkıyor diye merak edenleri duyar gibiyim.

Bilimsel alanda tanına bilirlik açısından isimler önemlidir lakin isimlerin nasıl doğduğu da önemlidir. Y kuşağı, Z kuşağı, Alfa kuşağı, Beta kuşağı…

Alfa Jenerasyonu terimini TEDx konuşmacısı, demografi uzmanı ve fütürist Mark McCrindle ortaya attı. İstatistiklere göre, her hafta dünya çapında yaklaşık 2,5 milyon Alfa doğuyor ve bunlar ellerinde iPad’ler ve akıllı telefonlarla büyüyor.

ABD’de 2005 Atlantik kasırga sezonu sırasında alfabetik isim listesi tükenmişti, bu yüzden bilim insanları isim bulmak için Yunan alfabesine yöneldiler. Latin alfabesini tükettikten sonra Yunan alfabesine geçmenin bu isimlendirmesi meteorologlar arasında uzun bir geçmişe sahiptir. Tüm disiplinlerdeki bilim insanları etiketleme dizisi olarak Yunan alfabesini kullanır ve sosyologlar olarak bir sonraki nesli isimlendirirken biz de bu isimlendirmeyi takip ettik.

Latin alfabesi yerine Yunan alfabesini kullanmanın bu bilimsel adlandırmasına uygun olarak ve X, Y ve Z Nesilleri boyunca yolumuzu bulduktan sonra, bir sonraki grubun Alfa Nesli olmasına karar verdik, eskiye dönüş değil, yeni bir şeyin başlangıcı. Bu çok mantıklıydı çünkü; Alfa Nesli tamamen yeni bir yüzyılda doğan ilk nesli temsil ediyordu.

Yunan alfabesine uygun olarak, Alfa’dan sonra Beta gelir. Ve 2035 yılına kadar Beta Kuşağı küresel nüfusun %16’sını oluşturması tahmin ediliyor.

Beta Kuşağı’nın teknolojiyi yadırgamaması bir diğer hız konusu. Şöyle ki 1900-2000 yıl aralığı doğan bir kişinin yeni nesil teknolojik gelişmelere uyum sağlaması ile 2010-2020 yılları aralığında doğan bir kişinin uyum sağlaması aynı değildir. Bugün bu farkı git gide açan gelişmelerle karşı karşıyayız. Son 10 yılda hızla yükselen robotik gelişmeler beraberinde yeni nesillerin uyum süreçlerini de düşündürüyor.

TÜRKİYE SOSYOLOJİK OLARAK BETA KUŞAĞINA HAZIR MI?

İnsanlık hangi dönemde, hangi çağa hazır oldu ki!

Biraz düşünelim…

Bugün dünya üzerinde binlerce insan var ve yeni bir dönem için düzen kurmaya çalışan devletler var. Peki bu yeni dünya düzenine kim karar verecek?

Bu sorunun tek bir cevabı olmadığı gibi birden fazla kaynağı da mevcut. Öncelikle pandemi öncesi insanlık ve pandemi sonrası insanlık diye iki büyük başlık atmalıyız. Bu başlık bize yeni bir bakış açısı kazandırdı. Dünya devletleri bu bakış açısını çok iyi planladıklarını sanıyorlardı ki…

Yeni bir düzenin parçası olduklarıyla kendileri yüzleştiler. Atılan çamura önce kendi ayakları bulaştı. Binlerce insan yaşamını yitirdi. Giden gitti zaten, kalanlar ise aynı kalmadı. Psikologlara duyulan ihtiyaç arttı, yalnızlık duygusuyla başa çıkamayan bir topluluk oluştu. Sosyolojik ve psikolojik açıdan dünya depresyon geçirdi diyebiliriz.

Güzel bazı gelişmeler de yaşandı elbette. İnsanlar aileleriyle vakit geçirdi, hobiler edindiler ve kendilerini tanıma fırsatı buldular. Böylece geri dönüş için bir mum yakıldı.

İnsanlar eski yaşantılarına geri dönemediler, hiçbir insan aynı kalmadı. Kırsalda yaşam önem kazandı. Tarımsal alanda ne kadar eksiğimiz var, dışa bağımlılık konusunda tedbirler alınmaya çalışılsa da en kötüsü için hazırlıklı olunması gerektiğiyle yüzleşmiş olduk.

Filmin en can alıcı yerinde ışıklar açılıverdi. Sonra ne mi oldu?

Uyandı!

Bazı devletler uyandı ve dedi ki; böyle olmayacak, dışa bağımlı olduğumuz sürece bizi sömürecekler!

Sonra bu uyanış, insanlara soru sormayı hatırlattı, düşünebilmeyi hatırlattı.

Tanıdık geliyor mu bu hikâye? Orta çağ bitti, yeni çağ başladı diyeceğim birazdan sanki…

Hayır, demeyeceğim. Onun yerine daha endişeli bir söylem getireceğim:

Pandemi, Sosyal bir çağı kapattı yeni bir Sosyal çağı başlattı. Yeni sosyal çağımızın adı ise; Yalnız İnsan.

Türkiye hazır mı Beta Kuşağına? Hiç bu kadar hazır olmamıştı…

Bilinçlenme ile ilgili güzel çalışmalar yapılıyor. Hatta millileşme ve yerli üretim alanında oldukça büyük yatırımlarla adımızı sıkça duyurur olduk. 2035 yılına kadar çeşitli projeleri hayata geçirmiş ve kullanmaya alışmış olacağız.

Teknolojik gelişmeleri yakından takip ediyoruz, uzay yarışında artık biz de varız. Antarktika hakkında artık daha milli bilgilendirmelerle bilime ışık tutuyoruz. Türkiye yüzyılı konusunda ciddi adımlar atıldığına şahitlik ediyoruz.

Son zamanlarda, yeni olduğunu düşünseniz de Yapay Zekâ popülaritesi gündemi sarstı. Öyle ki bu sarsıntılar birçok sektör için umut verici oldu. Özellikle tıp alanında ve eğitim alanında sevinçle karşılık buldu. Teknolojik gelişmelerin maalesef her zaman iyi ellerde çiçek açtığı, kötü ellerde ise büyük tehditler oluşturduğunu biliyoruz. Maalesef en güzel örneğini; Albert Einstein’ın atomun parçalana bilirliğini duyurduğunda, bir bombanın doğup Hiroşima’yı yok edeceğini bilmeyişinden biliyoruz. Bilimin ışığına hizmet eden hangi bilim insanı, bir yok oluşun mimarı olmak ister ki?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir