
Sansür var, sansür var; sansürden sansüre fark var!
Hakan Temiztürk
Sansür, bir bilginin, düşüncenin, sanat eserinin veya haberin kısıtlanması, değiştirilmesi ya da tamamen yasaklanmasıdır. Bu müdahale genellikle belirli içeriklerin topluma yayılmasını engellemek amacıyla yapılır. Sansür genellikle hükümet/devlet tarafından yapılır. Veya devlet adına iş görenlerin, sorumluluk sahibi olanların, toplumu etkileme potansiyeli bulunan birtakım yetkileri elinde bulunduranların yaptığı müdahaleler sansür olarak değerlendirilir. Sansür –çok farkında olunmasa da- özel kuruluşlar, vakıf, dernek, şirket gibi yapılar tarafından da başvurulan bir sindirme, yıldırma hatta yok etme aracı olarak da kullanılır.
Konuyla ilgili yayınlarda Siyasî, Dinî, Ahlakî, Askerî ve Kültürel Sansür biçiminde türleri bulunduğu belirtilir. Hükümetlerin, muhalif görüşleri, eleştirileri veya hükümet politikalarına karşıt olan fikirleri baskılamak için yaptığı sansüre siyasî sansür denir ki bu, sansürün en kötüsü olarak kabul edilir. Ülkelerin demokrasiyle, basın özgürlüğüyle, temel hak ve hürriyetlerle ilgisini (ya da ilgisizliğini) gösteren kıstaslardan biri siyasetin sansüre müracaat edip etmediğidir.
Sansürün çeşitleri
Bazı toplumlarda bazı zamanlarda dinî otoritelerin de dini değerlere aykırı gördükleri içerikleri kısıtladığına veya yasakladığına veya kısıtlanması ve yasaklanması için çaba gösterdiklerine şahit olunur. Toplumun genel ahlak kurallarına aykırı olduğu düşünülen ve kabul edilen birtakım içeriklerin (cinsellik veya şiddet içeren materyaller gibi) engellenmesi de duruma göre sansür olarak nitelenir. Bu da ‘ahlak’, ‘genel ahlak’, ‘müstehcenlik’, ‘kamu düzeni’ gibi kavramların muğlaklığı sebebiyle çok tartışılan bir sansür türü olarak kabul edilir. Askerî sansür ile kast edilen ise askerî bilgilerin, savaş stratejilerinin veya milli güvenliği tehdit edebilecek bilgilerin, görüntülerin, planların vs. sansürlenmesini ifade eder. Bu tür sansür uygulamalarına çok yerde ve sıklıkla rastlanır ve genellikle bu tür kısıtlamalar, yasaklamalar ‘normal’ karşılanır. Bir de bütün bunlarla birlikte adeta kendiliğinden oluşan bir sansür biçimi olarak Kültürel Sansür vardır ki bu da kültürel normlara, geleneklere veya değer yargılarına aykırı içeriklerin engellenmesini anlatır.
Sansür, genel itibariyle kötü bir şeydir! Sansürlenmesi gereken bir şeydir hatta! Sansürle fikirlerin, düşüncelerin, bilgilerin, haberlerin engellenmesi, yasaklanması, yok edilmesi artık mümkün değildir. Ama hiçbir olumsuz sonucunun olmayacağı anlamına da gelmez. Geçici de olsa, kısmî de olsa birtakım kötü sonuçlara ve sorunlara yol açar sansür:
İfade özgürlüğünü kısıtlar: Sansür, bireylerin düşüncelerini özgürce ifade etme hakkını engeller ve toplumda oto-sansüre yol açabilir.
Bilgiye erişimi engelleyebilir: Toplumun belirli bilgilere ulaşmasını engelleyerek, bilginin serbest dolaşımını kısıtlar.
Toplumsal baskı oluşturabilir. Bu da farklı düşüncelerin ve kültürel çeşitliliği engelleyerek toplumda tek tipleşmeye neden olabilir.
Eleştiri kültürünün yok olmasına ve böylece hükümetleri veya otoriteleri eleştiren görüşlerin bastırılmasına yol açabilir; bu da demokrasiyi zayıflatabilir.
Sanat ve edebiyat gibi alanların sansürle sınırlandırılması, sanatçıların kendilerini ifade etmelerini zorlaştırır ve yaratıcılıklarını yok edebilir.
Sansürün yeni ve değişik hali…
Türkiye’de yukarıda çerçevesi çizilen sansür uygulamalarına zaman zaman rastlanıyor. Özellikle siyasî, ekonomik, askerî ve toplumsal kriz dönemlerinde ya ilgili kişi ve kurumlar ya da ilgisi olmasa da kendisine ‘durumdan vazife çıkaran’ tipler sansürü en kestirme çözüm yolu olarak devreye alıyor. Son yıllarda örneklerine sıkça rastlanan sansür biçimi olarak ‘yayın yasağı’ uygulamalarını bu türden ‘sorun çözücü’ olarak görüyoruz. Sel, yangın, deprem gibi afetlerde ilgili ve sorumluların olay yerine varmalarından önce mahkemeler olaya el koyuyor ve anında yayın yasağı getiriyor! Toplum sorumluların sorumluluklarını hatırlama, hatırlatma ve hesap sorma ihtimalini aklına getirmeden olayı üstü sansür perdesiyle kapatılmış oluyor! Bilgiye, habere, görüntüye erişemeyen insanlar, ne olup bittiğini öğrenmekte zorlanıyor!
Ama ‘zorlanıyor’ sadece! Bir şekilde öğreniyor ama! Artık iletişim ötesi bir çağdayız ve hiçbir şey uzun süre toplumdan gizlenemiyor! Yasakçıların, sansürcülerin çabaları, acullüğü karşı tarafın (ya da alternatif kanalların, yurttaş gazetecilerin) çabaları karşısında anlamsız/işlevsiz kalıyor!
Kahvehane mi orası?
Son yıllarda sansürün yeni bir türü sayılabilecek bir durumla karşı karşıya bulunuyor toplumumuz. Özellikle eski alışkanlığını sürdürerek televizyondan haberleri takip eden, tartışma (‘dedikodu’ demek lazım belki!) programlarını izleyen kitleler, haberlerin, tartışmaların, bilgilerin, yorumların sadece bir kısmına ulaşabiliyor. ‘Muhalif’ ya da ‘muvafık’, ‘sağcı’ ya da ‘solcu’, şöyle ya da böyle kanallar kendi kadrolarını oluşturmuş olarak farklı insanlara ekranlarını kapatıyorlar. Hal böyle olunca birtakım ‘çubuklu’ yorumcuların dışında kimse bir şey söyleyecek ortamı bulamıyor. Programların moderatör denen yöneticilerinin yanlı, yandaş, ciddiyetsiz, hazırlıksız, maksatlı tutumları/yönetimleri de bu tabloya eklenince ortaya çıkan şey, basit bir kahvehane dalaşmasından öteye geçmeyen bir ‘şey’ oluyor!
Ne yazık ki ‘hoşa gitmeyeni dışlama’ sansürü Türk medyasında sıklıkla başvurulan bir yöntem olarak uzun yıllardır hükmünü sürdürüyor. Bir dönem popüler olan, kanaldan kanala koşturan, el üstünde tutulan yorumcular, dönem değişince, yeni aktörler, yeni yetmeler ortaya çıkınca anında dışlanabiliyor. Bir süre öncesine kadar kapıdan sokulmayan tipler, yeni dönemde kanalların ana figürü olabiliyor. Toplumun saatlerini çalmakta, insanların kafalarını şişirmekte, konuşma/münazara adabı bakımından kötü örnek olmakta bir beis görmüyorlar. Farklı görüşlere, farklı simalara, yeni bilgilere yer verilmesini engelleyen medya patronu, onları destekleyen reklam verenler, bu duruma ses çıkarmayan yetkililer yeni sansürün ortakları olarak büyük bir vebale ortak oluyorlar.
‘Bu, böyle gitmez!’ denir böyle durumlarda! Ama bu, böyle gidiyor! Daha da gidecek gibi görünüyor!


Bir yanıt yazın