
İç Kale: Aile
“Aile, bir tohumun kök salmak için hayata tutunma azmini uyandırır bende. Evliliğe adımla başlayan yuva, evlatlarla büyür, serpilir. Aile olmak, çocuk sayısıyla açıklanamaz. Aile karşılıklı sadakatle örülen ve en önemlisi de eşlerin birbirinde sükûn bulduğu dünyadır. Ne olursa olsun huzuru birlikte yaşayabilme, birbirine dayanabilmedir. Sabit ve standart bir aile tanımı yapılamaz. Aileyi oluşturan her bireyin mizacı farklıdır. Farklı mizaçlar kadar aile yapıları vardır. İki insan bir yürüyüşe başlayınca birlikte kurdukları bir dünyanın inşası da başlar. Yürüyüşün ritmi, ahengi, istikameti bozulduğunda insanı acıtan ayrı yönlere gitmek değil, kurdukları o dünyanın dağılması olur. Yola yeniden başlanır ama bir dünyanın yeniden kurulması çok zordur. Aile, dışarıyla bağlantısı olmakla birlikte dışarıdan ayrı kurulan, maddi ve manevi emeklerle inşa edilen ve kendine has bir dokusu olan dünyadır. Her ailenin yapısı, benimsedikleri, kültürü ve görgüsü kendine münhasırdır.” diyor yazarımız.
İç Kalemiz, Ailemiz…
Sırf bu başlıkla bile bir kitap yazılabilir. Hatice Hanım’ın iç dünyasındaki anlam arayışı, kalemine bu satırlarla yansımış. İnsanın doğduğu günden itibaren başladığını sandığı ‘Anlam Arayışı’ ilk insanla başlamadı mı?
Aile tanımı her kalbin, her hafızanın, her ruhun farklı tasavvuruna erişir. Tasvirler ise başka bir boyuta taşır bu anlamı. Bu yazıda ruhunuza işleyen bir şeyler buluyorsunuz mutlaka.
Aile yapısına yönelen oklar bu kadar fazlalaşmışken birilerinin kalemini bu oklara doğru çevirmesi de cesaret işi. İnsanların; yaşanan ekonomik zorlukları ve dünyanın içinde bulunduğu zorlu koşulları düşünüp, aile olmayı reddettiği zamanlardayız. Bu dünyaya bir şekilde getirildik, biz istemedik ki gelmeyi diyen kişilerin sayısı oldukça fazla.
Ailemiz, iç kalemiz…
Düştüğümüzde yanı başınızda durup bekleyen bir anneniz yoksa hayata 10-0 yenik başlıyorsunuz maalesef. Peki hem anneniz hem babanız yoksa…
İşte bu zamanda harabe bir şehrin tasviri nasılsa bir çocuğun kalbi de aynı şekilde tasvir edilir.
ANNE İMGESİNE DAİR
Annelik tek başına bir değerdir. Önüne veya yanına aldığı sıfatlarla eksilmez ziyadeleşmez. Annelik, başka sıfatları ziyadeleştirir. Modern toplumlarda annelik artık tek başına bir var olma biçimi yahut kadına değer katan bir şey olarak görülmez. Anneliğin yanında kariyer de varsa annelik de kabul görmektedir. Evin sınırlarında çocuğunu büyütmekle, eğitmekle meşgul olan geleneksel annelikse sistematik saldırlar karşısında zayıf ve kırılganlaşır. “Annelik” tek başına bütün değerleri içine alan ve kuşatan üst bir değerken “oyuncu anne”, “sanatçı anne”, “süper anne”, “kariyer sahibi anne”, “bakımlı anne” gibi nitelemelerle bir meslek, bir iş gibi tanımlanan anneliğin esasında tek başına bir değer olmadığı söylenir.’
Aile yapısının mihenk taşıdır; anne.
Yazarın, imge olarak anne yorumu oldukça dikkat çekici. Kapitalizmin; tüketim endeksli, öngörüsüz propagandaları yüzünden aile yapısı ciddi hasarlar aldı. Tüketim çılgınlığı aldı başını gitti. Hisli ve merhamet emsali fedakâr anneler yerini; hızla akan hayat telaşına yetişemeyen, istekleri bitmeyen, ihtiyaçları bitmeyen kapitalist hizmetkarı annelere dönüşmüştür. Sosyal medyada hikâye paylaşmak için kendi hikâyesini yazamayan anneler türemiştir. Ürün tanıtımı yapmaktan vakit bulamayan, eşine hakaret ederek beğeni toplayan bir güruh var olmuştur.
Akbulut’un yazısı bana, ‘Metropol Anneliği’ deyimini hatırlattı. Bu anneler metropolde yaşıyorlar ve çalışıyorlar.
Teknolojiyle her işlerini halledebiliyorlar. Akıllı ev sistemleri olmadan, yardımcısı olmadan bir iş yapmıyorlar.
Çok meşguller ve sürekli powerbank ile dolaşıyorlar. Şarjları bittiğinde depresif hareketler sergiliyorlar.
TANIDIK GELİYOR MU SİZE DE?
Etrafınızda çoğalıyorsa bu tanım, farkında bile olmayabilirsiniz. Söylemeliyim ki insanların kendine itiraf etmesi zor durumlar bunlar. Maalesef doğal olandan uzaklaştıkça insani duygularımızı da yitirmeye başladık. Kahve makinası almayan eşimize darıldık. Çünkü size kahve makinası almanız gerektiği hissettirildi. Günde en az 20 hikâye izlemişseniz bilin ki takip ediliyorsunuz. Evinizdeki tehlikeyi uzakta aramayın, dokunduğunuz ve yanınızdan ayırmadığınız telefonlarımız bu iş için özel olarak üretildi. Uğruna sabahın erken saatlerinde kuyruklara girip satın aldığınız telefonlarımız maalesef bu tüketim çılgınlığının merkezi.
Dünya böylesi bir kumandayla yönetilirken, insanların özgürlüklerini gönüllü kaybetmesinin adı nedir dersiniz?
Anne imgesine dair söylenenlerin, derin düşüncelere ulaştıran etkisini de görmüş olduk.
Çok yüceltilen, çok övülen hali de eleştiriliyor. Anne imgesinin kutsallığı abartılıyor. Abartılışı da farklı bir mecrayı, pazarı besliyor…
Kadınların bazıları Anne olacağı için pahalı hediyeler talep ediyor. Eşinin maaşı belli, işi belli, bütçesi belli. Lakin beklenti kadının elinde değil. Kapitalizmin elinde…
Yaşanmış bir olayı anlatacağım size…
Bir çift evlenmek için yola çıkıyor. Bir beyaz eşya markası bu çiftin reklam yüzü olmalarını istiyor. Karşılığında ise evlerinin beyaz eşyalarını verebileceklerini söylüyorlar. Bu sistem sayesinde milyonlarca insan tarafından izlenen bu çift, bir markanın toplam fiyatı 150 bin TL ödeyerek sahip olduğu projeden ibaretti. Ancak bir furya başlattı. Bu sayede markalar, reklam ajanslarını aradan çıkarttılar. Milyonları kâr ettiler…
Nişan, bohça, kına, düğün, doğum… Çocuğunun doğum günü, evlilik yıldönümleri ve şimdilerde peyda olan; evliliğe devam hediyeleri…
Sektör çoğaldıkça yüz çoğaldı. Kadının ve erkeğin rolleri değişti. Bu hikâyede yanan maalesef; aile oldu.
Ufkunuzu ve düşüncelerinizi serbest bıraktıracak bu kitabı okumanız tavsiyedir.
Ben okurken; keyfine de zahmetine de nail oldum.
KONUK YAZAR:
HATİCE EBRAR AKBULUT
“Güzelin Serzenişi” ve “İncelmiş Vakitler” kitaplarıyla ufuk açıcı bir güzergâh çizen ve okurlarını hayatın, sıradanlıkların, inceliklerin ekseninde anlamlı bir yürüyüşe çıkaran Hatice Ebrar Akbulut’u yakından tanıyalım;
Hatice Ebrar AKBULUT, Selçuk Üniversitesinde başladığı Sosyoloji öğrenimini ikinci sınıfta bıraktı. Erciyes Üniversitesinde başladığı İlahiyat Fakültesini KSÜ’de tamamladı. KSÜ Türk İslam Edebiyatı bölümünde “Nuri Pakdil’in Tiyatrolarında Vicdan” isimli yüksek lisans tezini hazırladı. Öykü ve denemeler yazdı. “Uslanmış Gönlün” adında bir öykü kitabı vardır. “Güzelin Serzenişi” (2020) ve “İncelmiş Vakitler” (2024) yazarın deneme kitaplarıdır. “Güzelin Serzenişi” isimli eseri İbn Haldun Akademi Estetik Teşvik Ödülüne lâyık görüldü.


Bir yanıt yazın