
Yemen’in bereketli topraklarının suya kavuştuğu yerlere ağaçlar gölgelik oluşturuyordu. Yuvasını kuramayan kuş, Hz. Süleyman’ı bulmak için kilometrelerce kanat çırpar yanına varırdı. Sütten kesilen keçi, yavrusunu doyuramadığı için ne yapacağını şaşırır ve çareyi Süleyman peygamberin yanında bulurdu.
Hz. Süleyman, hayvanlarla konuşabilen bir peygamberdi. Onların dilini anlayabiliyor ve Allah’ın izniyle onlarla konuşabiliyordu. Yuvasını kuramayan kuş, Hz. Süleyman’ı bulmak için kilometrelerce kanat çırpar, yanına varırdı. Sütten kesilen keçi yavrusunu doyuramadığı için ne yapacağını şaşırır, çareyi Süleyman peygamberin yanında bulurdu.
Günlerden bir gün, Hz. Süleyman koca ağacın altında oturmuş ormanda yaşayan dostlarıyla muhabbet ediyordu. Gökyüzünden bir kuşun hızlıca kendisine doğru geldiğini gördü. Kuş o kadar hızlıydı ki düşüverdi Süleyman peygamberin kucağına. Yavaşça avuçlarının arasına alıp küçük kuşu sakinleştirmeye çalıştı. Nefesini toparlayabilirse konuşacaktı küçük kuş ama bir türlü başlayamadı cümlesine…
‘Dur hele minik kuş, soluklan.’ dedi Allahın Elçisi. Yanındaki tastan su ikram etti. Heybesinden bir mendil çıkarttı, içindeki ekmek kırıntılarını uzattı. Küçük kuşun ne yemeğe ne de bir şey içmeye vakti yoktu.
“been.. beeeen..” derin bir nefes aldı ve “ben hüd hüd kuşuyum” dedi. “Şu dağın arkasındaki ağaçların içinde yaşarız ancak başımıza bir hâl geldi. Evlerimiz yanıyor! Bizler yanıyoruz! Öncesinde bir kırmızı kum tanesi yere düştü zannettik ama daha yanına gidemeden büyüdükçe büyüdü. Öyle büyüdü ki geçtiği yerde hiçbir canlı bırakmaz oldu. Allah’ın Elçisi’ni bulup ona durumumu anlatmamı istediler. Bende görevimi yerine getirmek için aramaya çıkmıştım. Uçuyordum öylece. Sen Allah’ın Elçisi’ni gördün mü? dedi ve gözleri kapandı. Yorgun düşen vücudu kanat çırpmak için daha fazla dayanamamıştı.
Ama.. Nasıl olur? Sen benimle konuşabiliyorsun!
Sen.. O’ sensin.. Allah’ın peygamberisin!” Dedi ve gözleri kapandı. Vücudu çok yorgundu. Kanat çırpmak zor olsa gerekti.
Küçük kuşu gören tüm canlılar ona bir yatak hazırladılar. Hüd Hüd’ü yatağın içine bıraktılar. Hz. Süleyman, heybesinden üfleyince derinden bir ses yayıldı gökyüzüne. Ses kaybolmadan başka bir ses karşılık verdi. Gökyüzünün en hızlı ve en heybetli kuşu belirdi. Toprağa ayak basar basmaz tüm hayvanlar ona yol verdiler. Hz. Süleyman’ın huzuruna varan, Koca Şahin’den başkası değildi. Süleyman peygamber durumu anlatınca, Koca Şahin vazifesini anladı.
‘Siz merak etmeyin efendim, neler olduğunu öğrenip tez vakitte dönmeye çalışacağım Allah’ın izniyle.’ dedi ve kanatlandı gökyüzüne.
Zavallı Hüd Hüd gözünü açamayacak kadar yorgun ve hastaydı. Etrafına toplanmış olan hayvanlar meraklı gözlerle onu izliyordu. Güneş batmadan geldi Koca Şahin.
‘Ey Allah’ın Elçisi, bu küçük kuş doğruyu söylüyor. Böylesi bir güneşi hiç görmedim. Güneş böyle yapar mı onu da bilemedim. Uçmakta çok zorlandım. Ağaçlar simsiyah, toprak kum tanesi gibi kalmış. Göz gözü görmüyor. Bir siyah sis yayılmış etrafa. Kaçmaya çalışan hayvanlar, yardım isteyen canlılar vardı. Bir sincap ağacın tepesinde kalmış onu yere indirmek için yaklaşayım dedim, korkusundan beni duymadı bile. Yardım edemedim.’
Konuşulanları merakla dinleyen orman sakinleri, duydukları karşısında korkuya kapıldılar. Tavşan endişeyle bağırdı, ‘Bakınnnn! O güneş buraya geliyor. Kaçalımmmm!’
Dağların arasından yükselen dumana döndü herkes. Hz. Süleyman ayağa kalktı. Dumanın göründüğü tarafa doğru birkaç adım attı. Arkasında panikleyen dostlarına döndü; ‘endişelenmeyin, sakin olun bu bir yangındır. Ateş böyle bir dumana sebep olur. önce bu yangını söndürmemiz sonra da sebebini bulmamız gerekli. Öncesinde ormandaki tüm dostlarımıza haber verin, herkes bulduğu suyu bir damla dahi olsa getirsin Ben de tez vakitte köye haber vereyim. Herkesin yardımına ihtiyacımız var.’
Ormandaki tüm canlılar birlik oldular. Kuşlar, koyunlar, kuzular, büyük küçük her canlı gücü yettiğince su taşıdılar. Birlik oldular ve ellerinden geleni yaptılar.
Allah’ın Elçisi, köye gider gitmez ellerinde su kovalarıyla koşuşturan insanları gördü. Onlar da görmüşlerdi köye yaklaşan dumanı. Bütün köylüler kovalarla su taşıdılar. Saatler içinde yangını söndürmeyi başardılar.
Yangından kaçan canlılara yol gösterecek bir ekip kuruldu. Onları kendi ormanlarında misafir etmeye hazırlandılar. Geride evini bırakıp kaybeden bir sürü canlı vardı. Artık evleri kullanılamaz hale gelmişti. Tüm canlılar koca ağacın altında toplandılar.
Hüd Hüd kuşu gözlerini açtı. Ailesini görünce yerinden kalkıverdi hemen. Sarıldı, özlem giderdi.
Cesaret edip gelmeseydi belki de kimsesi kalmayacaktı. Hz. Süleyman, koca ağacın altındaki tüm dostlarına seslendi;
‘Sevgili dostlarım, Allah (c.c.),sizleri bizlere kavuşturdu. Şüphesiz O, doğru olanı bilir. Minik Hüd Hüd olmasaydı yangından haberimiz olmazdı. Haberimiz olmasaydı da yangını söndüremezdik. Sizleri ateşten kurtarıp suya kavuşturan Allaha şükürler olsun. Bundan böyle dilerseniz burada bizimle yaşayabilirsiniz. Dileyen gitmekte özgürdür. Allahın bize verdiği her nimeti sizinle paylaşmayı isteriz. Merak ettiğim bir şey var, yangın nasıl başladı? Gören duyan var mı aranızda?’
Bütün hayvanlar orada kalmayı istediler ve barış içinde yaşamaya devam ettiler.


Bir yanıt yazın